PENTAGRAM 10-MURAT SOLGUN
04.Eyl.2010
Dümbük ekip çoktandır bu işi planlıyor
O yüzden bir komplo hazırla acelece
Cam kutu olanları her vakit yalanlıyor
Operasyon sabah idi iptal oldu bu gece
Öyle bir oyun ki bu seyirciler oyuncu
Oyunculara sözüm size iyi seyirler
Çuvalımı patlatan senin adın toy uncu
Bu kısımda düşünüp ne derler acep pirler
Şimdi durum öyle ki gidişatımız molla Yazının devamını oku. »
MUTLULUK-ZEYNEP HİCRET
04.Eyl.2010
Tebessüm et! Zira tebessümün en iğretisi bile hayata küsmüş bir insana mutluluk kapılarını açar…
Ne mutlu oldum diye sevinmeli insan ne de mutsuzluğuna üzülmeli. İkisi de bu hayatın labirentinde kucak kucağadır. Ayrıca her şey zıddıyla bilinir. Korkuyla birlikte ümit, sevinç ile keder, doğum ile ölüm, huzur ile darlık. Biri diğeri olmadan kapıdan girmiyor. Şu halde berhudar olmalı. Dünyadaki hiçbir acının ve hiçbir sevincin sonsuz olmadığını bilmeli insan. Kaskatı kesilen heveslerin hayat damarına neşide olacağı günler yakındır.
Bizler nikbin olmalıyız ki bir gün münkariz hüsniyyatlar başını sabah doğumu gibi kırılmış ufukların ardından uzattığın da onu bütün iştiyakımızla kucaklayalım. Bedbahtlığın şahikalarında dalgalanan bayrağı, ancak ve ancak bu yakıcı ıstıraplarda kül olmayan, parçalanmayan metin eller indirebilir. Yazının devamını oku. »
MADİ HAYAT İN THE DARK-HULKİ AKTUNÇ
03.Eyl.2010
madiden bi yağmur biliyo musun yüzüme vura vura yürüyorum ana mana baba mama
takmiycam bugünden sonra biliyo musun saçlarım gözüme giriyomuş girsin topenseymişim toplansın kovdu beni evden kovsun ev sahibim misin babam mısın biliyo musun dedim ev sahibim misin babam mısın dedim hiç bi şey annamadı öyle enginar gibi baktı tabi annem ağladı mağladı ama elden ne gelir ayaklarına da yattı babandır dinle diyip durdu dinlemedim tabi hiç diil bi telefon
etseydin mi diycen o sıra tam girişmişiz du bi dakka seraba bi telefon sarkıtayım mı diyicem demedim tabi attım kendimi dışarı hemen biliyo musun para kesik bi fatihli var cepte onnan sana geldim
madiden bi yağmur biliyo musun ıslandım mı sana solucan gibi cemale giderim dedim yoksun annen baban bok görmüş gibi bakıp tak vurdu kapıyı yüzüme biliyo musun ne bilim senin de o sıra bize
uğradığını kekoyu aradım o dedi şimdi napim evi arasam demin tüymüşüm seni arasam anan baban zati duvar biliyo musun fenerin orıya gittim kayalıklarda oturdum gece de gece madi bi yağmur neyse hapçılar naylon tente çekmiş gel lan ıslanma dedi biri gittim ki bunlar uçalı çok olmuş cemal olsaydı dedim biri bi yudum kanyak uzattı çek lan dedi lan bunlar adama beleş hava vermez üç de kişiler biliyo musun nolur nolmaz ıslanim biraz dedim çıktım teneteden biliyo musun maksat bi kelek olmasın
madiden bi yağmur biliyo musun manyak mıyım ben bu kadar ıslandım kimseyi bulup edemiyorum köhneyi de yıktılar biliyosun bi sıcak çay atardım dedim ama köhneyi de yıktılar biliyosun ordaki takılganlar daldı nerelere kim nerde bilmiyorsun lan ne adamsınız siz be köhneyken devriye geziyodunuz bize tebelleş şimdi marina oldu di mi tekiniz yoksunuz hani biliyosun bi gece senin moruğun takasında oturmuştuk aradaki dandik koltukları da kapattık şakır şakır şarap içtikti ya baktım arabada yok lan dedim hani bi ıssızlık ki zarvolar bile devriye gezmiyo ben elbet yarın bu adamı bulurum ama gece napiyim
madiden bi yağmur biliyo musun teyze madiden bi yağmur ama sen ne anlarsın teyze seni annen Yazının devamını oku. »
AĞIT GİBİ-FETHİ NACİ
03.Eyl.2010
Niçin hep o üç görüntü? Bir yaşamdan, yirmi bir yıl kadar kısa da olsa bir yaşamdan
Niçin hep o üç görüntü? Yolda bir başıma yürürken, içerken, dostlarla sohbet ederken
O yaşamdan bir çok ayrıntı birden beliriyor gözlerimin önünde de, özellikle geceleyin,
yatakta saatlerce bir sağa bir sola dönerken, hep o üç görüntü çıkıp geliyor.
Bugünmüş gibi anımsıyorum, 20-21 mayıs olaylarından sonra Türkiye İşçi Partisi’ni de
Bu olaylara bulaştırmak istemişler, bir pazar sabahı 20-30 kadar TİP’liyi toplamışlardı. İki
sivil polis kapımızı çaldığı zaman saat altı falan olmalıydı. Evi arayacaklarını söylemişlerdi.
12 Mart döneminde olduğu gibi kitap meraklısı değillerdi; mektup vb. arıyorlardı. Onun yattığı odada da bir valiz vardı. Bir yıl önce, 1962’de, Vatan’da günlük fıkralar yazarken
gelen okur mektupları o valizdeydi. Polisler o valizi odasından öylesine gürültüyle aldılar ki uykusunun çok ağır olmasına rağmen uyandı.(Oysa 12 mart ertesinde sekiz dokuz kişi eve girip önce onun odasına dalmışlardı ve o uyanmamıştı!) Gözümün önünde –ve onun hayretle, korkuyla açık gözlerinin önünde- bütün mektupları bir bir elden geçiriyorlardı. ( o günden sonra hiçbir mektubu saklamadım, yırttım attım. Onun iki yıl boyunca Paris’ten yazdığı mektupları da!) Annesi, onu, mutfağa geçirmiş, bir tabureye oturtmuştu. Bana kahve yaparken üzerine çıktığı tabureye…(Bir gün, annesinin yaptığı kahveyi beğenmemiştim, o da Yazının devamını oku. »
YANSIMA-YOKO TAWADA
03.Eyl.2010
Bir zamanlar küçük bir gölde bir keşişin yansısını gören ve onu kucaklamak için suya giren bir keşiş vardı. Göl küçük bir ormanın ucunda yer alıyordu. Tapınak ise diğer ucundaydı. Küçük bir patika yol ormanın içinden geçerek tapınaktan göle dek uzanıyordu. Tapınaktan bir köye giden ikinci bir patika yol daha vardı. Bu yol nadiren kullanılırdı. Keşiş her sabah beşte kalkar, tapınağın odalarını temizler, kutsal metinleri okur ve öğleden sonraları bahçede çalışırdı. Kendi ihtiyacını karşılayan sebze ve tahıl yetiştirirdi. Akşamları kutsal metinleri okumaya devam ederdi. Çok geç saatlere dek uyanık kaldığı zamanlarda bazen sandalyede masanın başında uyuya kaldığı olurdu.
Dolunay vardı. Keşiş dua kitabını okurken uyuya kaldı. Derin uykusunda ormanın içinden küçük göle yürüdü.
Keşiş gölün kenarında yürüyor ve Ay’ı suda görüyor.
Kapalı gözleriyle görüyor, çünkü uykuda kendisi.
Görmesi uyanmasına neden olmuyor.
Uyanması görmesini sağlamazdı. Yazının devamını oku. »
PENTAGRAM 9-MURAT SOLGUN
02.Eyl.2010
Beni kendi halime bırakın düşmanlarım
Mekanımız piyasa sizlerse kimsemsiniz
Payımı yemezseniz elbet ben şişmanlarım
Bu oyunun içinde kıymetsiz yemlersiniz
Diyorsunuz ki bana benim sözümü dinle
Haykırıyorum size siz kim oluyorsunuz!
Bu şekilde bir yere ulaşılmaz ki kinle
Oyun bitince gene saçı yoluyorsunuz
Madem siz haklısınız getirin tek bir delil
O zamanda inanmam ya adet yerini bulsun
Vicdanına fısılda daha olmadan zelil
Ey kalıp oğlu kalıp sen sadece bir kulsun Yazının devamını oku. »
BİLİNMEYEN ÇEHOV-RAYMOND CARVER
02.Eyl.2010
“Küçük Köpekli Kadın”ı okuduktan sonra şöyle yazar Maksim Gorki: “Diğer yazarların yazdıkları sanki kalem yerine uzun bir kereste ile yazmışlar gibi kaba ve hantal. Tüm gerçeklikleri kaybolmuş gibi görünüyor.”
Aklıbaşında herhangi bir okuyucuya – bir öğrenci, edebiyat hocası, eleştirmen ya da bir yazar mesela- da sorduğunuzda aynı yanıtı alacaksınız: Çehov bu dünyada yaşamış en iyi öykü yazarıdır. İnsanların böyle düşünmelerinin haklı nedenleri vardır: Bu kadar çok öykü üretebilmiş olması yanında – varsa da birkaç kişi bu kadar çok yazabilmiştir- bu kadar kısa aralıklı sürelerde başyapıtlar, öyküler üretebilmiştir. Bu yapıtlar bize sadece “itiraf ettiren”nitelikte değil aynı zamanda haz veren, heyecanlandıran, duygularımıza yeni kapılar
açan yapıtlarlardır. Bunu da sadece gerçek sanat başarabilir.
Bazen insanlar Çehov’un bir aziz olduğundan bahsediyorlar. Yok hayır, o bir aziz değildi, onun yaşamöyküsünü okuyan herkes bunu zaten bilir. Büyük bir yazar olmasına ek olarak Çehov tam, mükemmel bir sanatçıydı. Bir seferinde başka bir yazara şöyle bir öğüt vermişti: “Tembelliğiniz her öykünüzde satırların arasından akıyor. Cümleleriniz üzerinde çalışmıyor
sunuz. Oysa çalışmanız gerekir, biliyorsunuz. Sanatı sanat yapan budur.”
Çehov’un öyküleri yayındıları ilk gün gibi hala muhteşem – ve gerekli-. Kendi zamanındaki insanların yaşamlarını, huylarını, yaptıklarını olağanüstü bir kesinlik içinde anlatır; bu da yapıtlarının tüm zamanlar için geçerli olduğu anlamına gelir. Edebiyat okuyan herkes, sanatın aşkın gücüne inan herkes, – ki inanmalıdır – önünde sonunda Çehov okumak zorunda. Ve şimdiki zaman her zamankinden daha doğru bir zamandır.



