-
“Saflarını belli ettiklerini söyleyenler, “saf”larını ve “saflık”larını belli ettiler…”
*

BURADAKİLER-Buradakiler’in yolu yol mu?Yolsa bu yol nerededir ve nereden geçer?
MURAT SOLGUN-Bir yol olduğu kesin.Ama yolsuzlukta bir yoldur.Yolsuzluk yapmıyoruz.Yolsuz bırakıldığımız için buradayız.Bakın oradakiler çok uzakta o yüzden zaten oradakiler diyoruz.Şuradakiler de yani başımızdalar fakat insanlıktan nasiplerini alamamış oldukları için onlarla da bir selam bağımız yok.Çünkü biz bizim dışımızdakilerle aynı bağa bağlanmış bağlardan değiliz.Hiç bir yerle bir bağlantımız yok.Her yerle bağlantıdayız.Hazreti Kayahan’ın dediği gibi:”Bizim yolumuz uzun/Biz bu yolun yolcusuyuz”.(Gülüşmeler)
BURADAKİLER-Peki biz başka mıyız?
MURAT SOLGUN-Ne demişti Atılgan ağbi bir kitabında:
- Doğru, hep başkayız. Ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor. Her şey bizim çevremizde dönüyor…”
Hepimiz başkayız.Başka olmak varlığımıza açılan yere çekiç sesinin karışıp karışmamasının bizim tarafımızca onay görmesiyle yerimizin istikametinin belirmesidir.Biz izin vermeliyiz çekiç sesi duyup duymak istemediğimize.Çekiç örse tokuşturuluyorsa örse haksızlık yapılıyor diye değil.Orada,o arada,çekiçle örsün arasında bir aşk var.Bu aşkı gözlerimiz görebilmeli.Aşkın sesi kulaklarımıza geliyorsa bu bizde ne anlama geliyor bunu kendimize itiraf edebilmeliyiz.
Biz başkayız,sırf aşkayız.
BURADAKİLER-Başımıza gelen felaketler,acılar,
ölümler…Peki bunlar niçin ve hakikaten ne olacak halimiz ve başımızdaki bu hal neyin nesi?
MURAT SOLGUN-Adam olmaya niyet etmediğimizden ve tevbe etmememizden bunlar olagelmede.Adam zamanında demiş:
‘‘Buzullarla, yarıklarla kaplı bu yamaçlara baktığımızda bir zaman sonra bunların yerinde ağaçlarla kaplı, derelerle sulanan, yemyeşil bir vadi uzanacağını asla hayal edemeyiz. İnsanlık tarihinde de bu böyledir: Zalim güçler bir yol açar, bu yolu açarken pek çok şeyi de yok eder ama yine de bu güçlerin açtığı yol gereklidir; çünkü daha sonra daha insancıl başka bir uygarlık bu açılan yoldan geçerek eserlerini inşa edecektir. İnsana korku veren, kötücül diye nitelenen enerjiler, aslında insanlık için çalışan mimarlar, yol işçileridir.’’
BURADAKİLER- İnsana korku veren, kötücül diye nitelenen enerjiler, aslında insanlık için çalışan mimarlar, yol işçileridir.’’ Yani insanlık şu an yok?
MURAT SOLGUN-İnsanlık dedikleri insanların arasında dolaştığı bir şeydir.Kitaplık deriz mesela.Kitabın konulduğu yer.İnsanlıkta insanlığın konulduğu yerdir işte.Ama burda belirtmeden geçemeyeceğim.İnsanlığa insanlık insan tarafından konulmamış,insanlığa koyulmuştur.(Kahkahalar)
BURADAKİLER-İnsanlığa geçiş nasıl sağlanacaktır peki?
MURAT SOLGUN-Üç şey yapılarak:
1.Sabahları çorba,
2.Akşamları elma,
3.Hafta da en az iki kere rahat uyku
BURADAKİLER-İnsanlık bu yüzden mi yok oluyo yani?
MURAT SOLGUN-Elbette.Sabah kahvaltınız,akşam yemeğiniz ve bir eşiniz yoksa sizi en yakınınız bile adamdan saymamak için size kitlenmiş vaziyette tetikte beklemektedir.Eski sözdür esasında ama benim hala bazı eskiden selam verdiğim ve aldığım bir insan grubu da başka üçlüyle ömür geçirirler mesela.
BURADAKİLER-Onların üç şeyi?
MURATSOLGUN-Çok basit:Rakı,kavun,balık…(Gülmeler)
BURADAKİLER-Ömür geçiyo yani?Geçen ömür mü?Nasıl geçiyor peki?
MURAT SOLGUN-Türküyü bilirsiniz:
“Şu dağlar kömürdendir/Geçen gün ömürdendir/Feleğin bir kuşu var/Tırnağı demirdendir
Hadi leyli leylanı/Ben yoluna kurbanım/Ya al canım kurtulam da
/Ya ver derde dermanı
Şu yol Pasin”e gider/Döner tersine gider/Şurda bir garip ölmüş de/Kuşlar yasına gider
Hadi leyli leylanı/Ben yoluna kurbanım/Ya al canım kurtulam da
/Ya ver derde dermanı”
Türkünün sözlerinde de geçiyor ömür.” Feleğin bir kuşu var/Tırnağı demirdendir” Feleğin kuşu böyle işte.Daha öncede söyledim.Sizi yönlendirip beğenmeyen insanlarla olmayacaksınız.Ömrümüz kıymetli.Mesela ben bütün ömrümü bu güne kadar yüzdelik dilime vursak yüzde 99’unu kanı beş para etmez şerefsiz bir kitleyle ya da kütleyle geçirdim.Yani gelip geçmedi,delip geçti.
BURADAKİLER-Hakkınızı helal ediyormusunuz peki?
MURAT SOLGUN-Asla etmiyorum helal falan.Allah hepsinin belasını versin!Buradakilerde kimseye hakkını helal etmemelidirler.Kabe Allah’ın,develer Abdulmuttalip’indir.Allah kendi intikamını alır.Biz de kendi intikamımızı almalıyız.Yanlarına bırakmamalıyız.
BURADAKİLER-Bir şerefsizlik aldı başını gidiyor yani?
MURAT SOLGUN-Olay şu:
Ben sana yalan söyleyeceğim,
Sen benim sana yalan söylediğimi bileceksin,
Ben de benim sana yalan söylediğimi senin bildiğini bileceğim.
Herkesle yaşadığımız ilişki bu.Bu ilişki değil.Bu adice namussuzca bişey.Anlayın ve uyanın bu rüyadan!
BURADAKİLER-Siz uyandınız mı peki bu rüyadan?
MURAT SOLGUN-Soru biz olacaktı.Biz “hangisi rüya hangisi gerçek” kestiremiyoruz ki.Zaten mesele bu.Kestirmemek gerekiyor.
Kestirmişsek bile kestirdiğimizi belli etmememiz gerekiyor.Allah bize uyanık olmamız gerektiğini emir buyuruyor.Uykudaki uyanıklarız,uyanık uykucularız.
BURADAKİLER-Peki neyi neye göre ayarlayacağız?Kime karşı nasıl davranacağız?
MURAT SOLGUN- Kime karşı nasıl davranılması gerekiyorsa öyle davranacağız.Davranmayacağız bile.
Bakın bir fıkra anlatayım :”Kur’an’ın elle yazıldığı dönemde,dindar geçinen cahil bir adam,yolda karşılaştığı Bektaşi’ye der ki:-Dün gece iftardan sonra,sabaha kadar bir Kur’an yazdım…Bektaşi,adamın yalan söylediğini belirtmek için alaylı bir dille:-Ya demek öyle.Ben de dün gece Mirac’a çıktım,der.Cahil adam,Bektaşi’nin iddiasını tepkiyle karşılar:-Baba,böyle şey olur mu?Ben buna asla inanamam der.Bektaşi’nin cevabı hazırdır:-İnanmıyorsun ha…Doğru söylemiyorsam,dün senin yazdığın Kur’an çarpsın!”
Yani bizi adamdan saymayan “bir kısım” zevata şunu diyorum:“Saflarını belli ettiklerini söyleyenler, “saf”larını ve “saflık”larını belli ettiler”
Yani birileri bir yerde bir şeyler söylüyor ve “doğrusu budur” diyor ve “bizim dediklerimizin üzerinden giderek doğruya ulaşılır” iddiasında kararlılar.Aslında “bizim dediklerimizin üzerinden giderek doğruya ulaşılır” demeleri bir bakıma doğrudur.Üzerinden gitmeliyiz dediklerinin ezip geçmeliyiz ama o yolu asla yol bellememeliyiz.(Kahkaha)
BURADAKİLER-Nasıl yaşamamız gerektiğini biz mi seçeceğiz?
MURAT SOLGUN-Tabi ki yoksa anguta dönersiniz.Size asansör muamelesi yapılır.Ne olacağınızı kendiniz seçeceksiniz.Bizim sorumluluğumuzu birileri yüklenmeye çalışıp bizim sorunlu oluşumuza destek oldular.Farkına varmayarak ya da vararak onlarda şunlarda sisteme entegre durumdalar.Ben sisteme karşıyım diyenler sisteme karşı olan sistem karşıt taraftarlarıdır.Sistem onlarsız yapamaz onlar sistemsiz.
BURADAKİLER-Siz peki sistem elemanı mısınız,buradakilerde sisteme entegre mi?
MURAT SOLGUN-Elbette.Beni mesela sistemin “ajan” tasnifinde görebilirsiniz.Sistemin gelişmesi ve varlığını hissettirebilmesi için ayarlandım bende.Buradakiler de burada olarak sistemin ister istemez bir parçasıdırlar.Fakat sistem nasıl bir şeydir bunu ne ben ne de bir başkası bilemez asla.Bilen varsa söylesin.Buradakiler sistemin hangi parçası olduklarını hiç kimseye hiçbir vakit belli etmemek üzere buradadırlar zaten.
BURADAKİLER-Sistemin içinde olduğumuzu söylüyorsunuz.Peki sistemin içinde olmak ona hizmet etmek midir?
MURAT SOLGUN-Dünya sisteminin içinde olmakla dünyada olmak aynı şey demek değildir.Müslümanlar bu dünyada yaşamazlar.Biz buradakiler olarak ta bu dünyada yaşamadığımızı iddia ediyoruz.Bizim nerede olduğumuzu bilen varsa gelsin beri söylesin.
BURADAKİLER-Mesela Uzay Sistemi deniliyor?
MURAT SOLGUN-Çinko!İşte… uzay neyin içinde?(Osman ağbinin kulakları çınlasın.)Biz şu an nerdeyiz? Bir oda da. Oda neyin içinde? Bir evin. Ev neyin içinde? Bir İl’in.İl neyin içinde? Bir ülkenin. Ülke neyin içinde? Dünyanın . Dünya neyin içinde? Uzayın. Uzay neyin içinde? Boşluğun. Boşluk neyin içinde? Boşluk içimizde!Olay budur.
Boşluk tamamen içimizdedir.İçimizdeki boşluğu doldurmadığımız müddetçe bu sancımız böyle devam edecektir.
İçinizdeki boşluğu doldurun!
BURADAKİLER-Bir birliktelikten mi söz ediyoruz peki?
MURAT SOLGUN-Yalnız kalabilmek için birliktelik şart. Yalnız kalabilmek için”ben buradayım”.İnsanlar yalnız kalabilmek için evlenirler mesela.Çünkü insan biriyle beraber yalnızlığını paylaşmak için evlenmiyorsa pis bir insandır.Evliliğin temel şartı eşimizin yalnız kalıp kendini dinleyebilmesinin dozajını her geçen gün yükseltmek içindir.Ve kendi yalnızlığımızında eşimizde tescillenmesi gibi üstün bir şey yoktur.İnsan kendiyle uğraşsa,didişse bu vakıayı ölene kadar bitiremez.Ama tüm salaklar kendi yalnızlıklarının farkına varamadıkları için eşlerinin yanlızlıklarının(yalnız değil yanlız) farkına varamadıkları için ayrılırlar.Ayrılan sadece beden olur ki bu da saçma sapan bişey zaten.
BURADAKİLER-Buradakiler olarak “sana gül bahçesi vadetmedim” mi diyoruz birbirimize?
MURAT SOLGUN-Üstad ne diyor: “Ben nehir kıyısındaki parmaklığım; tutunabilen tutunsun bana ama koltuk değneği değilim kimse yaslanmasın bana… “
BURADAKİLER-Dışarda yaşanılan bir dünya var.Bu dünya…
MURAT SOLGUN-Yaşanılacak gibi olduğunu hiç sanmıyorum.Birbirimize hayatı zehir etmek için yemin töreninden ayrılıp dört bir yana dağılan bir yığınız sadece.Düşünsenize birileri sürekli iyi olalım,erdemli olalım diyerek bizi bize,bize bizi unutturdu.Ben şurdan aktarayım:
“Erdemlerin tümü züğürtlük, kirlilik ve acınacak bir rahat düşkünlüğüdür… ey erdemden söz açanlar, bütün erdemleri uyumaya yollayın… ben ne değilsem erdemim odur… en büyük kötülük, en büyük iyilik için gereklidir… yaratıcı olmak isteyen önce yıkıcı olmak, değerleri yıkmak zorundadır… yaşam bana şu sırrını verdi: bak, ben daima yenmek zorunda olanım… erdem dedikleri, gerçekte korkaklıktır… şehveti, hükmetme isteğini, bencilliği üç büyük kötülük sayarlar. gerçekte bunlar üç büyük iyiliktir, üç büyük mutluluktur… gerçekte bencilliğe erdem denmeliydi. çalmamalısınız, öldürmemelisiniz sözleri bir zamanlar kutsaldı. ama ben size soruyorum: doğada hırsızlık ve öldürmek yok mudur? parçalayınız kardeşlerim, eski levhaları parçalayınız.”
BURADAKİLER-Yani aslında bizim iyi dediğimiz şey kötü,kötü dediğimiz şey iyi olabilir?Peki bunu neye göre tespit edeceğiz?
MURAT SOLGUN-Tek bir şeye göre.Allah’ın kitabı Kur’an’a göre.Ama dışarıdakiler bu cesareti gösteremezler.Dışarda olan tüm her şey yeryüzünde tanrılaştırılmış ne varsa onların yok edilmemesi içindir.İslamiyet neden istenmiyor sanıyorsunuz.Çok basit.Neyzen Tevfik’in ruhu şad olsun:”Şeriatın kalın geldi ya Resulallah”(Gülüşmeler)
BURADAKİLER-Kalın geldi yani?
MURAT SOLGUN-Hem de nasıl.Bir yerde kalın gelirseniz alaşağı edilirsiniz.Yok edilirsiniz.Ben bunu çok yaşadım.Ve yaşanılacak her daim bu.Nietzsche’nin dediği gibi: “Yalan söyleyene karşı tetikte olmaktansa beni aldatmalarına izin veririm..”Bize Allah yeter.
BURADAKİLER-Peki Müslümanlar ve bu ülkenin asıl sahipleri neden bu kadar kötü durumdalar?Nerde bir hata yapıyoruz?
MURAT SOLGUN-Gene üstaddan bir örnek vereyim. “Zayıflar bizi kendi gücümüzden utanmaya zorladıkları için kazandılar” Öyle bir sistem kurdular ki “yaşın kaç?” ,“kendini ne sanıyosun?” “kime güveniyosun ?” soruları yendi bizim insanımızı.İçimizden bir Allah’ın kulu çıkıpta “yaşım bu,kendimi insan sanıyorum ve Allah’a güveniyorum” diyemedi.Çünkü herkes yenilgiyi başından kabul etmişti.Ben yenilgiyi reddediyorum.Son kişi kalana kadar yanımda hakkı savunacağım.Son kişide beni vurduğunda hedefime ulaşacağım.
BURADAKİLER-Öleceksiniz?
MURAT SOLGUN-Gümbür gümbür hemde.Aynı yerden aktarayım:
“Çokları pek geç, bazıları erken ölürler, tabii vaktinde yaşamayanlar nasıl vaktinde ölebilir? Keşke hiç doğmasaydı. Lüzumsuzlara bu öğüdü veririm. Fakat lüzumsuzlar bile ölümlerini mühimserler. En boş ceviz bile kırılmak ister. Herkes ölüsünü mühimsiyor. Ölüm henüz bir bayram sayılmıyor. İnsanlar daha en güzel bayramlarını nasıl kutlayacaklarını öğrenmediler.”
Aynen bu.
BURADAKİLER-İçerisine itildiğiniz iftira ve karalama çalışmaları hakkında ne demek istersiniz?
MURAT SOLGUN-Bu sadece sırf benimle alakalı bir şey değil.Bütün arkadaşlarım bu zarara uğradı.Biz bu güne dek düşmanımıza ihanet etmedik ki dostumuza edelim.Büyüklerimizin ellerinden küçüklerimizin gözlerinden öperim(…)
BURADAKİLER- “Uygarlık tarafından yokedilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz.” Bu çağdan en temiz bir şekilde kurtulma şeklimiz nedir?
MURAT SOLGUN-Kirlenerek ve kirli olduğumuzu herkese açık ederek.Eğer temiz olduğunuz anlaşılırsa kirletmek için harekete geçeceklerdir.Hiç şüpheniz olmasın.Denemesi bedava.Sonuç çok hesaplı.
BURADAKİLER-Konuşmalarımızda sürekli iktibaslar kullanıyorsunuz?Bunun nedenini açıklayabilirmisiniz?
MURAT SOLGUN-İnanın açıklayamam ben bile neden böyle davrandığımı bilmiyorum.Herşey bizi kuşatmış durumda.Küllen ve topyekün işgal edilmiş durumdayız. “Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh…”Çoğumuz daha önceden üzerine yüklenmiş yükü nereye bıraktığını anlamayacak kadar sarhoş.Önce yükü nereye bıraktığımızı bulup hazineyi keşfedebiliriz.
Çünkü kalbimiz saklı bir diaspora.
BURADAKİLER-Peki herkesi nasıl geride bırakabiliriz?
MURAT SOLGUN-Kahkahalarla!
BURADAKİLER- Geride bırakmak istediğimiz kişiler var mı?
MURAT SOLGUN-Elbette.Geride bırakmak istediklerimiz arkamızdan gelmek için uğraşacaklardır.Sağlam bir set çekmeliyiz Zülkarneyn peygamber gibi.Ama eninde sonunda bu setiniz de delinecektir.Bütün setler delinir bir gün.
BURADAKİLER-Peki buradakiler.com sitesi birilerinin çarkına çomak sokmak için mi ?
MURAT SOLGUN-Tastamamca.Zaten alınılan haberler sevindirici.Sitemizde yayınladığımız ne varsa birilerinin çarkının dişlilerini kırmış bile.Mantığı bile kullanamayan ve hakperest olamayıp menfaatperest alçaklarında bizden ayrı tutulması buradakiler tarafından başarıyla ayrıştırılmıştır.Buradakiler daha öncede dediğim gibi asla kimliklerini ifşa etmeyeceklerdir.
BURADAKİLER-Korkunulduğu için mi?
MURAT SOLGUN-Asla!Sadece salaklarla muhatap olmamak için bu tedbir alınmıştır.Bize soru soranlara asla cevap vermiyoruz.Çünkü biz zamanında soru sorduğumuzda bize cevap verilmemişti.
BURADAKİLER-Peki bir hiyanet çetesi olarak tanımlanırsa buradakiler?
MURAT SOLGUN-Buradakiler zaten bir hiyanet çetesidir.Buradakilerin arkasından çevrilen her şey buradakiler tarafından reddedilmiş,provake edilmiştir.Buradakiler Firavun zihniyetli kim olursa olsun onlara hıyanet etmek için hazır konumdalardır.Buradakiler bir çocukluk hastalığıdır.Biz buradakiler şımarık çocukların başını okşuyoruz.Çünkü hayatın bütün dalaveresinin günahı önceden planlanıp bu şımarık çocuklara yüklendi.Ben ortaokula başladığımda 6.sınıfken sırtıma giyecek ceketim yoktu.Havalar bayağı bi soğududa babam zar zor şartlarını zorlayıp bir ceket aldı da öğretmenlerin(!) hakaretlerinden kurtuldum.Zaten o okuduğum okulda da toplumda da hep iki tip insanla karşılaştım.Aptallar ve daha aptallar!Başka da kimseyi göremedim.Buradakiler benim benden üst kabul ettiğim ve beni üstte tutan bir arkadaş grubudur.Buradakiler için ne yaparsam yapayım asla haklarını ödeyemem.
BURADAKİLER- İstanbul’da karşılaştığınız edebiyat camiaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
MURAT SOLGUN-İstanbul’da karşılaştığım bütün edebiyat camiaları o edebiyat camiasının başında bulunan kişinin çevresinde zihinsel mastürbasyon yapan alçak insanlardır.Dinlerini es geçip teşkilatlarının yürümesi için çevirmedikleri dalavere kalmamıştır.Onların inandıkları Allah’la benim inandığım Allah arasında Allah kadar fark vardır.İstanbul Karaköy Kerhanesindeki kadınlar edebiyat camiasındaki erkeklerden daha erkektirler.
BURADAKİLER-Taşra-Merkez farklılığı diyebilirmiyiz?
MURAT SOLGUN-Asla diyemeyiz!Bu da alçaklıkların bir başkası.İstanbul yani Konstantin ve Anadolu.İstanbul zaten her zaman kahpelik yaparak gücü elinde tutar.Bütün işi Anadolu başarır esasında.Bakın mesela Güneydoğu’ya,Doğu Karadenize…Ordaki Anadoluluktan İstanbul nasibini alamayacak kadar Konstantin;Anadolu Yunus’unun yerini belli edemeyecek kadar,Mevlana’sını Konya’da ağırlayacak kadar,Sezai Karokuç’unu “Bu çok sağlam surlu şehirden de geçtim” dedirtecek kadar Anadoludur.Yani Taşra-Merkez denilen şey kuyruklu bir palavradır.Sisteme entegre olmuşlar döllerini İstanbul’a bırakarak İstanbul edebiyat piyasasına güç depolamışlardır.Necip Fazıl nerelidir mesela.İşte mesele!
BURADAKİLER-Yani bir numara yok?
MURAT SOLGUN-Bir değil bin numara var.Ama o numaraları artık yutmuyoruz(Gülmeler)
BURADAKİLER-Peki kurtulmanın bir yolu var mı bu kafesten?
MURAT SOLGUN-Geçen Tokat’ın köyünden Aslı Hanım da sordu aynı şeyi.Ona da dedim.Sadece kafes değiştirebiliyoruz.Bu bir düşünme biçimidir.Düşünme biçimlerinden tamamen kurtulamadıkça kafesten kurtulamayız,kafesten kurtulamadığımız müddetçede düşünce biçimlerinden kurtulamayız.Dirayeti ve ümidi içimizden eksik etmemeliyiz.Allah’ın emrini dinlemeliyiz.Gevşememeli ve üzülmemeliyiz.Bir kere gevşeyince üzülmek ardından gelir.Üzüldüğümüzde de hastalığı başlatmış oluruz.
BURADAKİLER-Ülkemizde başörtüsü sorunu var.Buradakiler olarak duruşumuzu nasıl açıklıyoruz?
MURAT SOLGUN-Başörtüsü,türban ve benzeri isimlerle adlandırılan ve Allah’ın kitabında emrolunan şeyi bu ülkede tercih eden her hanım kendisine yakıştırabilir,örtünebilir.Bunu siyaset aleti ya da bir düşmanlık olarak addeden kim olursa olsun bu dininde bu milletinde düşmanıdır.Düşmanımız esasında açık seçik ortadadır.Dostlarımız kayıptır bu da ayrı mesele tabi(Gülüşmeler)
BURADAKİLER-Her şey açık yani?
MURAT SOLGUN-Ece Ayhan’ın “Açık Atlas” şiirini beraber okuyalım:
Hayattan ders veriyor diye öğretmenleri kızdıran
Tuzu bir bulmuş çocukları saklamadan güldüren dünyaya
Su kaçırmaz bir eşeğin sesine açıktır penceresi
Bir sınıfın, batı son dersinde, kuşluk vakti
Meşeler yapraklanınca bir tuhaf olurlar işte
Koparılmış kürt çiçekleri, hatırlayarak amcalarını
Azınlıkta oldukları bir okulda bile, sorarlar soru
Neden feriklerin ve eşeklerin memeleri vardır?
En arka sırada çift dikişliler, sınavda en öne
İntihara ve denizde nasıl boğulmaya çalışırlar
Yalnız Orta Doğu’da el altında satılan bir atlas
Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz
Bakıldı ki kum saati, ters çevrilmiş, çıt, usul isa asi olmuş
İkinci karnede babası yarısını silahıyla dışarda bırakıp
Öyle öğretildiği için saygılı, sınıfa giren parmak çocuğun
Boş yerine, girilmeyen bir dersin denizi, gelip oturmuş
Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama
Hayatın orta öğretmeni sustu, dondu gülmeleri çocukların
Bir cenaze töreninde daha ölümlü karşılamaya götürüleceğiz
Efendiler! Eşekler susabilirler
Ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?
BURADAKİLER- “Yalnız Orta Doğu’da el altında satılan bir atlas”.Burada işaret edildiği gibi mi?
MURAT SOLGUN-Aynen ama benim asıl demek istediğim
“Kim demiş on sekiz yaşından küçükler okuyamaz” ve “Açık kalmış atlası, deniz taşmıştır, darılmasın Fırat ama” mısralarıdır .Anlayan anladıda aslında anlamayan neden anlamadı o çok garip bir mesele değil mi?
BURADAKİLER-Peki batı kültürü şu an ortadoğuda koloniler oluşturmaya devam ediyor.Bu konu hakkında buradakilerin söyleyecekleri neler?
MURAT SOLGUN- KARL VENNBERG’in “YAKINLARDA BİR TELEFON OLSAYDI” şiiri bunu bize anlatsın :
Yakınlarda bir telefon olsaydı
Hastaneye haber verirdik
Ya yetkisiz birinden salık bekler
Ya da elinden artık bir şey gelmeyen
Bir doktora baş vururduk
El altında bir sedyemiz olsaydı
Belki yola çıkar otomobil beklerdik
-Benzini bombardıman uçaklarına gitmemişse-
Ya da bir köylü arabası
-Atlarına ordu el koymamışsa-
Ya da yedek bir sedye
Kaputtan veya değnekten
Bir kilimcik olsun bir kaç dal parçasıyle
Gene bir şeyler yapmak mümkündü o zaman
Ama içimizden kimsenin ne kaputu kalmış ne de kilimi
Diyelim ki sedyemizle kaputumuz var
Tedavimiz de işe yaramış olsun
O zaman yaralıyı yarasız yerinden tutup
-Yarasız yeri kalmışsa-
Altına ottan bir düşek yapar
Sırtından doğrultmaya çalışırdık
Ama madem ki yaralı hem sırtından vurulmuş hem ensesinden
O zaman yanlamasına yatırmaya uğraşır
Taşımaya çalışırdık yarasına dokunmadan
Ama madem göğsünden de vurulmuş
O zaman da bir biçimini bulup yarı yanlamasına yatırmaya çabalardık
Hem genişliğine vurulmuş hem de uzunluğuna gel gelelim
Tek çare bacaklarını kalçalarına dek bükmek
Ve yavaşça taşıyabilmek incitmeden
Tüzük gereğince
Başı ve bacakları yukarda
Zaman uygun düşmese de durum bunu gerektiriyor
Ama ortada ne sedye var ne de görünürlerde bir yol
Ne otomobil ne araba
Ne doktora telefon ne de hastaneye
Gaz bezleri tükenmiş
Pansımandan haberimiz yok
Üstelik durum yüzde yüz umutsuz
Kan kaybı hesapsız
Acısı yürekler paralayıcı
Gene de yardıma kalksak tüm bunlara karşın
Mitralyözler bizi de biçecek
Parasını versek bile
Yok morfin can çekişene
Çarpış babam çarpış bir ceset uğruna
Ve gömme hukuku adına
Çürümüş organlarını
Batı kültürünün”
BURADAKİLER-Röportaj 4’te görüşmek üzere.Teşekkür ederiz.
MURAT SOLGUN-Asıl ben teşekkür ederim.Birbirimizle hala böylesine konuşabildiğimize beni inandırıp merhametinizden dolayı.Birbirimize dua edelim derim.
Yoruma Kapalı.