“Ellerin balayına çıkacağıma,
hepsinin alayına çıkarım!”
*
BURADAKİLER-Bir tuzaktan bahsediyorsunuz.Nedir bu tuzak?
MURAT SOLGUN-Tuzak!Gönderildiğimiz şu aşağılık dünyada bizi tuzaklarında görmek isteyip o tuzaklarında can çekişirken izlemekten zevk duyan kişilerin tuzakları.Herhangi bir topluluk bu tuzağın bilinçli-sistemli ya da bilinçsiz-sistemli bir parçasıdır.Biz tüm tuzaklara karşıyız deyip tuzak olmadıklarını iddia edenlerde tüm bu tuzakların hedefini misyon addetmişlerdir kendilerine.Ben bir yerde bunu söyledim.Bilen bilir.”Tuzak yakalamak için kurardık bizler tuzak” dedim.Umarım anlaşılmıyordur.Çünkü sağlığımız her şeyden çok önemli.Ve sağlığın da düzenli bir şekilde bu dünyada yapısını koruyabilmesi için çoğu şeyden bihaber yaşaması gerekmektedir.Bazı şeylerin anlaşılmaması anlaşılmasından daha hayırlıdır.Terside doğrudur tabi.Russell boşa dememiş “Bir şeyin tersi doğruysa tersi de doğrudur” diye.
BURADAKİLER-Peki ya buradakiler? Buradakilerde bir tuzak mı?
MURAT SOLGUN-Cibran’da geçer.Hani der ya Cibran.Her sabah bir kanarya ile bir aslan yan yana kafeslerde uyanırlarmış.Ve kanarya aslana “Günaydın benim mahpus kardeşim” dermiş.Yani biz bu aslan ya da kanarya değiliz asla.Dünyanın tel örgüleri içinde yeryüzündeki maceramıza devam etmekteyiz.İnsanın yeryüzündeki o muhteşem macerasını yaşarken bi kaç it yüzünden hayatını o bi kaç ite göre yönlendirnmemesi gerektiğini söylüyoruz.Şiddete şiddetle karşıyız(Gülüşmeler)
BURADAKİLER-Peki çeşitli topluluklara karşı hayatlarını feda eden insanlarla yaşıyoruz.Bu hep böylemi gidecek?
MURAT SOLGUN-Aptal olmayı bile başaramayan tiplerle işimiz yok!Kaderin ne olduğu konusunda hiçbir yetkili (!) merci tarafından esaslı bir açıklama da yok.Kader ve dua.Bu iki kelime ne kadar basıklar değimli.Mesela kader deyince alnımız kırışıyor.Dua deyince aval aval bakınılıyor.Ama Tevrat denince,para değince,aşk deyince çok farklı şeyler kıvranıyor karihamızda.Ortodoksluk şerefsizliktir.Herşeye karşıyız.Bize karşı olanlara da karşıyız.Bize karşı olanlara karşı olanlarada karşıyız.Ölümüne karşıyız.Dostlarını satan kahpelerden değiliz.Bir yerin devamı için insanları harcayacak haysiyetsizlik cumbasında kahve telvesini ağzına bulaştıracak kaltaklardan da değiliz.”İşletmeler devam eder kişiler gider” cümlesi dünya sisteminin değil münafıkların sözüdür.Cümlesinin köküne kibrit suyu.Kafirler bile kafir olmayı göze almakta birleştikleri için münafıklardan daha öndedirler.Çünkü kafirler tevbe ettiklerinde “ne kadar aptalmışım şükür derler”,münafıklar iki yerden de dünyalık kazançlarını temin edip karınlarında ateş biriktiren ticaret erbablarıdır.Biz o tüccarları yabancı sayıyor,elden sayıyoruz.Hepsi bizim düşmanımızdır.Onların mutlulukları ya da varlıklarının devamı umurumuzda değil.Umurumuz nerede o başka bir mevzu.”Ellerin balayına çıkacağıma hepsinin alayına çıkarım!”
BURADAKİLER-“Cahillik ilmin zirve kal’asıdır” demiştiniz bir yerde sizle konuşurken.Bu sözü açarmısınız?
MURAT SOLGUN-Aslında buradakiler bu sözün ne anlama geldiğini ve açıldıkça kapanan bir söz olduğunu bilecek kadar buradalar.İnsan neyin farkına varması gerektiğini ancak kendisi bilebilir neyin farkına varmaması gerektiğinide ancak kendisi.Çünkü bazen bir insana iyilik etmek en büyük kötülük etmek,en büyük kötülüğü etmek en büyük iyiliği etmektir.Bunun nasıl bir şey olduğunu hiç kimsenin bileceğine asla inanmıyorum.Bu tamamen müslümanca kul ile rabbi arasındaki gizli bir sırdır.İnsan nasıl namusunu koruyorsa bu sözünüde korumalıdır.Çünkü biz de söz namustur.(Gülmeler)
BURADAKİLER- “bizi izlemeye devam et biz buradayız tanrım”demiştiniz casus burkuntusu 1 de.Bunu neyle bağdaştırıyorsunuz?
MURAT SOLGUN-İnanın bir şeyle bağdaştırma gibi bir derdim yok.Muhsin Ünlü diyor ya bir şiirinde o tokat gibi bir şeydir dışarıda,sokakta olan tüm ibne teşkilatlara.”Bu hayvanlar Müslüman mı söylesene bebeğim…”(Kahkahalar).Yani olay şu:adam zalim,abdesti abdest değil,namazı gösteriş.İnsanlara çamur ve iftira atan bir kolej bebesi.Kolej bebelerinden ne beklenir?Sıkıştığı zaman ne yaparlar bunlar.Gider onun bunun kızıyla erkeğiyle düşer kalkarlar.Kendileri sistemin ajanları oldukları için ve bu asla ispat edilemeyeceği için –çünkü sistem kendisinin sistem olduğunu reddetmekle sistemdir-ajan,psikolojik hasta diye bu ülkenin ve bu dünyanın en üstün ahlaklı ve en zeki insanlarını iki yere tıktılar.Bir kısmını hapishaneye bir kısmını tımarhaneye.Yalnız şairler bu işten yırttı.Ve her zaman şairler yırtacak.Bu yırtma meselesi önemli bir mesele.Yırtmalıyız.Tevbe yırtılmaların en büyüğüdür.Günahlarımızı yırtmalıyız.Bu yırtıcılıkta çevikliğimizi gösterip bir yandan da ağzı ve bir yerleri yırtılması gereken kim varsa onlarada desteğimizi esirgememeliyiz(Kahkahalar)
BURADAKİLER-Evet.”Kaymakamın Cesedi”şiirinizde bunu belirtmiştiniz. “şairler tımarhanelerin vazgeçilmez müptelaları/müptelalar şairlerin vazgeçilmez tımarhaneleridir”
MURAT SOLGUN-Elbette.İbreti alem olsun diye Amerikalı şair dostumuz Ezra Pound incelenebilir.(Gülmeler)Önce hapishane sonra tımarhane.Yani anlayacağınız ne anladığınızı her insan görünümündeki kişiye anlatmayacaksınız.Eskiler boşa dememiş:
“Aç gezer ol tokçasına/Muhanetin akçasına/Namussuzun bahçasına/Girme gönül demedimmi” diye.Ama görüyorsunuz yalancının mumunuda sistem imal ettiğinden ne yatsılar kılıyoruzda onun ışığı hala yanmada devam ediyor.Ama merak etmesinler.O ışık müddetinden daha ağır bir azap onları bekliyor.
BURADAKİLER-Sezai Karakakoç un dediği gibi yani?
MURAT SOLGUN-Tanrının gazabından asla kurtulamayacaklar!Bunu bilmek çok güzel.Zalimler için yaşasın cehennem!…
BURADAKİLER-Cehennem başkalarıdır?
MURAT SOLGUN-Jean Paul Sartre haklı.Şuradakiler ve Oradakiler cehennemdirler.Cehennemden uzak durmalıyız.Çünkü “Ateş seni çağırıyo!”(Kahkahalar)
BURADAKİLER-Peki insan oluşumuz,acizliğimiz?
MURAT SOLGUN-İnsan aciz olduğunu bildiği kadar acizdir.Hani halk arasında derler “artistlik yapma” diye.Hakikaten artistlik “yapma” bir şeydir.Yapmacık olmayacaksınız.Artist olduğunuzu açık açık söyleyeceksiniz.Bu dünya bir oyun ve eğlence yeridir ve artistlerle doludur.Bakmayın bu işler boğaza bakıp kitap okumaya benzemez.Bizim gibiler boğazdan boğaza bakanlar tarafından onların tarafına yani karşı yöne bakıp kitap okuyanlardır.İnsan kendini kelimeye vurduğu zaman kendisinin esnekliğini kavrayabilen bir varlıktır.İnsan namazda veçhe olarak Allah’ın da karşısındadır.Bu ona karşı olmak demekte değildir.Tenakuzun tenakuzu.Alın size ifrit çorbası…
BURADAKİLER-Hayattan çıkarımız olmalımı peki?
MURAT SOLGUN-Hayattan alınacak çok büyük bir intikamımız var.Bu kesin bir şey.”Ben hayatta hiç kimseye kırgın değilim” diyen bir insan aşağılık biridir.Herkesin içinde bir şeyler kalmıştır.Zaten içimizde ne varsa dışımıza atalım diye buradayız.
BURADAKİLER-Bazen kopuyoruz.Neredeyiz diye kestiremiyoruz.Nerede olduğumuzu biliyormuyuz?
MURAT SOLGUN-“Ben Buradayım…”Ama yerimi kimseye asla söylemem.Buradakilerin de yerini kimseye belli etmemesi şart!
BURADAKİLER- Hayattan çıkarımız diyorduk?
MURAT SOLGUN-Bakın.Oğuz Atay Tutunamayanlar kitabında diyorki:-aynen buradan beraber okuyalım-:”Hayattan çıkarı olmamak, hem tanrının hem de insanların gözlerinde affedilmez bir suçtur; gelişip yayılmaması için gerekli her türlü tedbir alınacaktır.Bütün tarih, bütün iktisat, bütün sosyoloji,bütün psikoloji, kısaca bütün lojiler, hayatın çıkarcılığa dayandığını göstermek için yırtınacaklardır, yırtınmalıdırlar. “Ben çıkarıma bakarım” diyeceksiniz, bunun için “babamı bile tanımam” diyeceksiniz.Kimseyi tanımayacaksınız; hele hayattan çıkarı olmayanları hiç!”
BURADAKİLER- Peki unutup unutmama meselesi.Neyi unutmalıyız neyi unutmamalıyız?
MURAT SOLGUN- Herşeyi unutacaksınız hiçbirşeyi unutmayacaksınız!
BURADAKİLER-Peki nasıldır bu hayatın bu yalnızları,asıl yalnızlar kimlerdir?
MURAT SOLGUN-Bana bunu sormayacaksınız.Sorulan sorandan daha bilgili değildir(Gülüşmeler).Biraz anlamak için bir hikaye tavsiye edebilirim.Beyaz Mantolu Adam hikayesini muhakkak okuyun.
BURADAKİLER-Yani bir şeye inanıp inanmama meselesi tam bir çetrefil mi?
MURAT SOLGUN-Bence değil.Öyle şeyler var ki.Mesela gelin buradan beraber okuyalım:
“Onsekizinci Yüzyıl Sanayi devrimiyle birlikte gece yatısı adeti de kalkmış. Çünkü, derebeyliğin zayıflamasıyla, toprağa bağlı köylüler ucuz emek olarak şehirlere akın etmeye başlayınca, şehirlerdeki akrabaları onları yatıracak yer bulamaz olmuşlar. Sanayi burjuvası da öte yandan bu emekçilerin daha bir iş bulmadan akraba ve dost evlerinde gece yatısında kalmalarını ücretlerin yükselmesi bakımından sakıncalı görmüş. Şöyle ki: Gece yatısına kalan ve dolayısıyla yiyeceğini de aynı yerden bir dereceye kadar sağlayan bir misafir, iş bulmadan uzun süre dayanabiliyor ve böylece ücretlerin düşük tutulması mümkün olmuyormuş. Bunun üzerine bazı ahlakçı düşünürler, gece yatısının kutsal aile düzenine aykırı olduğunu ve doğacak çocukların nüfus kaydı bakımından bazı güçlükler çıkaracağını ileri sürmüşler. Hükümet de bir bildiri yayımlayarak, sağlık bakımından sakıncalı olduğu gerekçesiyle bir evde gece yatısına ancak üç kişinin kalabileceğini, geri kalanların ‘Düzeltme Evleri’ne gönderilerek delilerle birlikte zorla çalıştırılacağını ilan etmiş. Ayrıca, sanayicilerin baskısıyla yatak, yorgan, çarşaf, yastık, karyola, somya ve benzeri mamullere büyük ölçüde zam yapılmış. Gece yarıları evlere baskınlar yapılarak misafirler, yatak ve yorganlarıyla birlikte toplatılmış. Bu konuda bir araştırma yapan William Astley Sheete’in bir raporuna göre, 1753 Ocak ayında, yalnız Esat End ve Hangers Lane’de 4248 yatakla 11376 çeşitli misafir (kadın, erkek ve çocuk) yakalanmış. Sheete, yatak sayısının misafirlere oranla az oluşunu, bir yatakta ortalama üç kişinin yatmasına bağlıyorsa da, kanepe ve karşılıklı birleştirilmiş koltuklarda sabahlanmış olabileceğini ileri süren görüşlere hak vermek mümkün. Onbir yaşından küçük çocukların gece yatısı kısıtlaması dışında bırakılmasına ilişkin 1765 tarihli kararname de iktisatçılar tarafından şöyle yorumlanıyor: Aynı tarihte çıkarılan başka bir kararname ile bu yaştaki çocukların yapımevlerinde çalıştırılması yasaklanmış.
“Sosyal gözlemciler de, İngiliz milletinde görülen aşırı bireyciliğin bu tarihten sonra kuvvetlendiğini ve gece yatısı yasağının insanlar arasında bir soğukluk yarattığını belirtiyorlar. Saat beş çayının, bu hasreti gidermek için icat edildiği söyleniyor.
Bize gelince… durum çok başkadır albayım. Biz her zaman çay içebiliriz. Yemeğin verdiği ağırlıkla koltuklara serilince önce kahve, daha sonra çay içeriz. Göz kapakları uykudan ağırlaşan çocuklar, büyüklerin konuşmalarını dinlemeğe can attıkları için, bir türlü yatmak istemezler. Sen bizim Erkan’la yatarsın, yatak geniştir, denir çocuklara. Büyüklere de yer yatağı serilir. Misafirin büyük oğlu da koridordaki somyada yatar. Bütün işlerimizi böyle düzenleyebilseydik albayım, gece yatısı adetimize rağmen gene de İngilizleri geçerdik. Böyle bir kalabalığı küçücük evimize sığdırdıktan sonra…
Fakat bizim aile kalabalık değildir albayım. İsterseniz, ölmüş yakınlarımı da getiririm. Rahmetli babam Hamit Bey, sizin sandık odanızda yatar albayım. İşten dönünce doğru buraya gelir. Berber çantasına benzeyen şişkin ve küçük bavuluna pijamalarını koyar, tıraş takımlarını alır. Hayır albayım: Başka makine ile tıraş olmaz. Biliyorum, gece yatısına gelen misafirlerin eşyasını getirme hakkı yoktur; fakat babam, tıraş makinasıyla öğünmelidir size. Kırkiki yıllık makinasını göstermelidir. Annemin diktiği tıraş bezini boynuna takmalıdır. Evet, iki de kortonu vardır bu bezin. Annem de kanepede yatar: Çok çekmiş bir kadındır kendisi. Hiç kimseyi rahatsız etmez bu yüzden. Ölürken bile fazla mesele çıkarmamıştı. Babam da… hey gidi Hamit Bey… sanki onu seviyor gibiyim. Ben gidiyorum albayım. Görüyorsunuz, uğramam gereken çok yer var. Siz fazla yemek yapmayın. Ne bulursak yeriz biz. Yemeğe titiz değiliz. Gece yatısına meraklıyız.”
BURADAKİLER-Röportaj 3’temi görüşüyoruz?
MURAT SOLGUN-Evet.Cehennetinizden öperim.
Yoruma Kapalı.