Fırsatî sen bu semti bilmezsin
Eyleme gel bizimle yok yere ceng
Sana kaç kere dedim anlamadın
Sözde mazmûn gerekir â pezeveng

Fırsatî

1.
Gizli evrak arasına sıkıştırılıp tıkıştırılıp
Sümen altı edilip hep birden elbirliğiyle
Tayini uzak memleketlerin birine
-Ki memleket ismi vermek sakıncalı kanunca-
Alaşağı edildiğini haber alamadan
Azrail’le randevusunda bir kart çekercesine
Baktı usule uygun kıyafetiyle ama boynunda yok kravat
Baktı uzun uzun uzak bir memlekete ülke haritasında
Güldü elini alnına götürdü bir eyvah! Diyebildi
Eyvah! Tren biletini ceketin astarına kaçırmış olabilirim
Eyvah! kızım okuldan gelmemiş olabilir telaşıyla
Bir eyvahta mızıkacı için çekecekti ki çek defteri kayıp
Yetti bir çek demesiyle Azrail kınından ruhunu
Kaldı ruh cesetle ceset arasında
Çek! Deyiverdi şoföre valinin konağına
Vali bir elinde bir pusula taa 1914’den kalma
Önünde suskun düşünmekte hanımı…
-Valinin kızı hasta yatağında yatmakta-
Karısı son battaniyeyi yüklükten indirirken burkmuş sol bileğini
Eyvah! Demiş mızıkacı bak bir ülke siliniyor her haritadan
Tapu kadastro tescilleyememişken
Son dosyanın içinden çıkılamayışından şikayetçi bir tavırla
-Ve bir ses şehrin en uç noktasından-
Bir ölmüş yar için karantinada bekleyen zayıf oğlandan:
“Ey duvarlara tırmanmak isteyipte yerinde apışıp kalanlar
Ey bir elmayı hart! Diye ısırmayı marifet sayan salaklar
Aldığınız maaşı öyle belli ediyorsunuz ki
Şehir çöpçüleri burçlardan topluyor artık kemiklerinizi”
Yaşlı adam ekselanslarına bu ara
İskambil kâğıtlarından kupa kızını uzattı
Ekselans” Belkıs nerde!” diye haykırınca
“Güneş kendi batışını izleyebilir mi babacım”
Sesi
Sesi sesi sesi
Valinin konağında yankılandı
Baba katilin resmini cüzdanından çıkarıp
Valinin konağının önündeki parkta
Sağ bacağını sol bacağına atıp
Bir Fransız sigarasını yakıp
Seyretmekte olan aracı bekledi
Araba yanaştı az sonra konağa
-Markası hiç söylenmeyecek-

2.
Sana her türlü lafı ayrıştırıp kaynaştırıp
“Seninle bir daha görüşmek istemiyorum”
Lüksüne sahip her kaltak cins
Yutturmaya çalışırlarsa şayet
Onlara neler yaptığını gözünün gördüğü herkese anlat
Hem de hiç ihmal etmeden
Vatan borcu gibiymişçesine…
Ne de olsa namusla kıyaslanamayacaksa
O vatana ne denir gerisini siz düşünün
-İlerisi düşünülmüştür katil bey-
Bu bahisten sonra hemencek
-Hangi bahis?-
Üzerine bahse girdiğimiz mesele hakkında
Riske girebilecek olanlar toplansın masaya
Hiçbir şeyi olmayanlar ne halleri varsa görsünler
Ne de olsa biz ne görürsek o hale
Düçar olduğumuzun
Ciddi bilinç sahiplerindeniz
“Öyleyse kaymakam haşmet cenapları
Arabadan inerken dikkatli olun efendim
Zira Azrail’in
Politbüro şeflerinin keyiflerini ve planlarını takacak bir takati yok”
Diyen şoföre dikkatle bakan kaymakam
“Demek Hitler resim yapardı…”
Diye söylendi sessizce
İnip arabadan sağına soluna bakınıp
-Arkasına bakmayı unuttu kaymakam bey-
Arkada durur düşman çoğu zaman sanırız
Hâlbuki hep önümüzden yürür asıl düşmanımız
Elleri bizim ellerimizdir farkına varamayız
Farkına varana kadar biz
Asla onu aramayız

3.
Kapıda vali konağı önünde
Bir adam “Kaymakam Bey Kaymakam Bey!” diye
Bağrışa çağrışa Kaymakam Beye
Beylik vezin kalıbını ıscacık söyleyerek:
“Bir telgrafınız var yıldırım!” diye nefes nefese
Tutuşturdu mührü açılmamış zarfı
Kaymakam beyin ellerine.
Kaymakam beyin ellerinde simsiyah eldivenler,
Yerde kar, havada kar, dağda taşta her yerde kar
Kar yağmakta kaymakamın bembeyaz saçlarına.
Kaymakam ağlamaklı bir sesle
“Kimden söyleyin bu telgraf?” der demez
Muhbir cebinden çıkardığı
6/35 mini tabancayı şakağına dayayıp
“Cinayet için güzel bir gün”
Diye kahkahalarla
Tetiğe bastı.
Kaymakam hiçbir şey olmamışçasına
“Gençliğim Eyvah” türküsünü söyleye söyleye
Yaklaştı vali konağının ana giriş kapısına
Açtı muhbirin getirdiği zarfı
Başladı okumaya:

4.
Belki hiç bir zaman göz göze gelemeyeceğiz seninle bir daha
Bu yüzdendir sana baktığımın kabaca resmiyeti
Ya şimdi susacaksın ya da konuşacaksın beni ilgilendirmez
Diğer gözüm sana kapalı iki gözdür sade seni gören
Git nerede göreceksen orada bak başının çaresine
Nasıl bir şey olduğunu ölmeden satırlat şu kâğıda
Tarihin tozlu raflarına tıkıştırma gelişme ortamı bulamamanı
Sen benim laf doğradı başımsın sonsuza kadar
Söyle ona yalandı yalan dediğim ne varsa
Görkemli insanlık yalandı, fildişi kuleler yalan
Bir dünya vatandaşı olduğumuz yalandı, savunulan ırklar yalan
Ahlaklı olduğumuz yalandı, teslim oluşumuz yalan…
Bu kadar bitmez tükenmez yalanların arasında
Anladın mı hala neden yaşadığımızı?
Artık kiminle konuşmaya zorlasak iki dudağımızın arasındakini
Bir yutkunuş postalıyoruz sadece asumana
Bir şehrin damarlarına adımlarımızı enjekte ediyoruz durmadan
Yalnızız ve yanlızız ve kimseye söyleyecek sözümüz kalmamıştır artık
Ellerimiz kılıç kabzasında olduğundandır
Kadınların ellerini kabul etmeyişimiz
Klostrofobiye rest çekmişizdir ve
Toplatılan kitaplarımız vardır kanunlar uyarınca
Dağlarda arkadaşlarımız vardır ama dağdan
İnmiştir şehre reis
Med etmiştir dostuyla kurmuştur cezirde devleti
O zaman göç mü edeceğiz demektir yumurtaya kulp takmak için
Ben daha gürültüden gömleğimi ilikleyemezken
Nasıl olurda tanrılarla zar atabilirim
Bunu göster bana
Bunu…
Göster bana
Çünkü iyi görmüyor gözlerim artık
Yağmura yakalandığımdan dolayı yaşlıyım
Yoksa işi kimsenin bildiği vaki değil
Herkes nefsinin duruşunu libido yerlerde tutabilmek için
Sabah akşam etmekteler birbirlerine tecavüz
İstiklâlde bu yüzden döndürüyor başlarını havadaki hayız
Bu yüzden su aynada parçalıyor yumruğunu ve ağlıyor
Kaçıyor sabah namazı balistik inceleme kurulunun gözlerinden
Çünkü-malum-herkes uykuda
İfşa ediyorum artık bilinsin ki
Karavana mektuplaşmalardan ötürü dostlarımın kod adı
İyi saatte olsunlar!

5.
Valinin kızı hasta yatağında
Gözlerini tavana dikmiş uzak diyarlarda kabilelerin kervanına katışıp
Usulca annesine
-Babasına çaktırmadan-
“Kadınlar aşktan anlamaz değil mi anneciğim?” diye kıs kıs kıkırdayıp
Sımsıkı sarıldı Ezra Pound’un gözlerine…
Şair o ara tımarhanede ayak tırnaklarını kestirmiş
Yıkanmış paklanmış
Önüne getirileceği yemeği yemeyi beklemektedir…
“Şairler tımarhanelerin vazgeçilmez müptelaları
Müptelalar şairlerin vazgeçilmez tımarhaneleridir”
Sözünü sizlere öğretip Kaymakam kılığındaki bey efendi
Valiye elini uzatarak
“Görüşmeyeli uzun zaman oldu değil mi Albayım”
Diye
Bir çıkış yaptı.
Vali o ara Kaymakama kızının resmini gösterip
“Bu kıza yıllarca ben babalık yaptım,
Lakin annesinin kim olduğunu yalnız sen biliyorsun,
Söyle bana!
İsa’nın annesi Meryem
Peki kızımın annesi kim?”
Sorusuna Kaymakam:
“İyi saatte olsunlar efendim”
Deyiverdi…
Vali o ara
-Hangi ara?-
Cebinden İstiklâl harbinden kalmış bir marş çıkarıp
Kaymakama uzattı.
Kaymakam başladı marşı
Harpteymiş gibi
Canla başla söylemeye:

“Garbın afakı yakın, yakın artık Türk yakın!
Hele bir gayret edip mazinize bir bakın,
İstiklâl sancağıdır ay yıldıza and içip
Yurduna gâvur yunanı uğratmayasın sakın!

Ha İngiliz ha Yunan uyuma artık ulan!
Vatan işgal altında, emanet hangi elde?
Çanakkale, Kosova, İstiklâl’de yol bulan
Silahın olsun elde, ruhunsa karayelde”

6.
Kaymakam çocukluk yıllarında ki bir hevesle
İç cebinden
Sol göğsünden
Bir kuş havalandırdı valiye
Vali kuştan mı Muş’tan mı geldiği belli olmayan bu harekete
Bir yanıt beklerken
Kaymakam konağı çatırdatırcasına
Başladı haykırmaya:

Bir ayrı zaman dilimine denk düşürülememeke denk düşenler cinsinden gibi tavrınla gülümseyip,/Hiç zamiri içinde zamanı zamansızca mastarlayabilirsin sıkboğaz etmeden boğazının en helal civarında dört dolanıp./Bekletebilirsin Tevrat Zebur İncil ihata duvarının kutsal kitaplarla çarpılamaz eklenemez tarafsız taraflarını,/
Gülle başlayıp nergisle biten bir hastane bekçisine yapışmış karafatma otopsisi yapılamaz boşuna debelenme hiç mi hiç./Seni sensiz komanın tadına var! Var mı yok mu o zaman mı anlarsın ben bilemem hiç dedem Osmanlı ben Türkoğlu Türk’üm!/Mezopotamya kökenli addedilişim bir manaya cuppadak oturtulmaya çalışılsa da çabalansa da yemezler gülüm nerde benim keten helvam?/Onu söyle sağlığı nasıl huzurlumu seni sevmiş miydi neydi aşk neydi meşk neydi Siham-ı Kaza eşkâline sarmalandırılan şair tafrası,/Bekleyeceksin bekleme ben bekleyeceğim savaş bitti ama savaşın bittiği yerde öldükten sonrada beklemek niyetinde karar kat’i./“Bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim” cümlesini kim sana öğrettiyse tersini de sana öğretenler bana öğretemedi./Because madam matmazel her neyseniz sizi alnınızdan öperek sayın cimcimem sahi Vizigotlardan da bahsedildi değil mi tarihte?/İşte bu yüzden der ya koca adamlar küçük adamlar matmazeller ve madamlar ah o doğudaki tütün içilen damlar,/Çocukluk seke seke yürür geçerdi anımsamazdık papa ne zaman ölmüştü ilk neyi çalmıştık ve de nerden?/Dibe vurmaz kelime toplamazcılık niyetiyle girişmeye yatarak çalıştığım ünvan bir halta yaramaz kaybettim ben./Ayetlerin yarıklarından buram buram Züleyha koktu İbrahim yüzlü bir bakışla Rahman Süresi yılanlarla sarmalandırılmış,/Cinlerle karşılıklı kumar oynayıp kilisenin papazını hahamın karısıyla gerdek gecesi ahvalinde yakalayan avcının tavşanı,/Öldü işte tavşankanı gibi deniliş otopsinin yalan oluşuna işaret hala yalanlanabilir gidiyorum bitti artık çok mersi.