Gecenin ilerlemiş vaktinde, muhabbetimizin de nihayete vardığına karar verdiğimiz bir anda -hiç de batılı bir merak taşımadan- kıvırcık saçlı çocuktan dua etmesini istedik. Her istediğimizde nazlanan çocuk bu kez hemen açtı elini ve Allah’ım sen babama işlerinde yardım et, anneme de yardım et, teyzeme ve dayıma da, kardeşlerimi koru…
Bir ara uzun bir sessizlik oldu.Biz, söylemek telaşı içerisinde bir söz bulamamak sebebinden kaynaklanan bir suskunluk olduğunu düşünüp, birbirimizin yüzünde hafiften bir gülümseme ile beklerken; ” Allah’ım sen kimsin, neredesin, beni duyuyor musun?” dedi.Bu haykırış çocuğun o merakımsı, masum ve titrek sesiyle işitilmeliydi. O kadar umarsız ve asiceydi ki; babasının bütün öğretilerine karşı bir protesto niteliğindeydi.
Çocuk o ortamın bütün psikolojik hali üzerinde, belirleyici bir kişi olduğunun bilincinde ‘amin’ dedi.Bu, bütün yüzlerdeki hayretin bitip tekrar yatma saatinin hatırlanması gerektiğinin de bir hatırlatmasıydı.Işık söndü.Çocuk bir muvahhid sükûneti içerisinde yattı.
İyi de nedir bu öykünün anlatımındaki maksat denilebilir.Basitçe şu söylenebilir yazıya da ciddi bir giriş olması mahiyetinde;Aslında biz yetişkin kişiler olarak, çocuklardaki bu hayret verici davranışların bizlerin zihin dünyasında net bir anlam oluşturulabilmiş şeyler olmadığı düşüncesinin o an farkında olunmasıdır diyebilirim.Düşünülmeli ki dua etmesini bilen bir çocuğun ilme dair kıvranışıdır o hal.O tanımak arzusu, çocuğun zihnindeki sade, korunaklı ve masum merakın ifadesidir.Ama bunun yanında, hamurunda aile bağlarının güzelliği olarak gördüğü Allah sevgisinin belirgin hali de okunmalıdır.Tanrıyla çocuklar ilginç bir oyunun gizemsel bir şeklini yaşıyor olmalı.
Büyümek çocuğun en büyük trajedisidir.Artık şekiller çizilir; kültür, kutsal devlet ve gelecek adına.Tanrı düşüncesi bulanıklaştırılmaya çalışılır.Kültür dayatılır çocuğa özgürlük tanıtılmadan.Hiç bir karar hakkı tanınmadan Tanrı’sı elinden alınır.Artık eğitim denilen şey vardır, basit gerçekliği okuma yazma olan ama asıl gerçekliğini düzene layık bir tip çıkarmada bulan eğitim süreci.Her öğrendiği harften devlete bağlılık mecburiyetini hisseder çocuk.Dilde bir devlet ana vardır ve kutsallığı artık Tanrı’ya denktir.Yazmak hasıl olunca zihnine bağlılık hissettiği toprağa bir yemin yazı düşer çocuk.Öğretmen, misyonuna yüklenmiş kutsallığın arkasındaki o görünmez şeytansılığıyla topraktan öte inançlar aşılar çocuk zihnine; kökü ta fransız bir kaç kendini bilmezin düşüncelerinde var olagelen.Bazen öyle olur ki, burada, bu doğu ülkesinde öteki olarak anılmasına sebebiyet veren tarihine rağmen çocuk, ebeveynleri ile öğretmeni arasında kalır.Açık bir ideolojik çarpışmadır ki, küçücük bir zihin de avrupalılaşma sosyolojisini barındırır.Diyalektizmin bu şeklini marks bile düşünemezdi galiba.
Çocuğun verdiği karar önemlidir bu noktada.Hani bir olay anlatılır; çok sevdiği amcasının oğlu Ali’ye, ” Müslüman olmak ister misin Ali ” der.Ali dokuz yaşında.Zihni tertemiz.Ama babasının Muhammed’in putları diline doladığı için kaygılı olduğunu biliyor.Putlar ki her sokakta, her caddede…Ali’nin oyun sahasının içerisinde, okulunun, dolaştığı yolun ve de kültürün zihnine bıraktığı her yerde bir put…Babasına danışması gerektiğini düşünür ve yola çıkar.Birden durur; “Allah beni yaratırken babama mı danıştı ki ben müslüman olmaya karar verirken babama danışayım” der ve amcasının oğlunun yanına dönerek müslümanlığı kabul ettiğini söyler.
Bu yazının, çocuk zihninin olayları algılayışındaki o net, o inançlı halinin ciddi bir yöntem olarak önümüzde durduğunu tekrarlamak gibi bir oluşum sebebi var.Gücün sersemliğinin ve basitliğinin farkında olmak, olaylara bir çocuk gibi bakmayı gerektiriyor.Eğer korkularımızın sebep olduğu ihtimallerden dolayı gerçeği saklıyorsak, çocuk zihnimizin bir çok şeyle işgal altında olduğunu itiraf etmeliyiz.Varoluşumuzun dayandığı nihai noktada bizler:
KRAL ÇIPLAK demeliyiz.
Böylece kralın ve etrafındakilerin kurguladığı bu kandırmacanın devam etmeyeceğini haykırmış oluruz.
Yoruma Kapalı.