DİRENÇ

Ben size kolhozları mı anlatıyorum, belki öyle belki de değil

Evrensel tahakkümün  izleri var kelimelerimde

Mecburiyetin bir araya getirdiği insanlarla birlikteliğimizin ilk günü, her birinin gözlerinden huylarını okumaya çalıştığım o gün ne güzeldi…

Yol kenarlarına toprak seriyorduk.Her birimizin elinde kazma, kürek, tırmık, yazın yakıcı sıcağında, o günün üzerimize iliştirdiği heyecan ile çalışıyorduk.Heyecanımız yukarıda sözünü ettiğim garip halden başka  bir şey için değildi.Buradaydık ve zorunluluğumuzun felsefesini yapma keyfiyetine sahip değidlik.Belki de içimizdeki heyecanın tek sebebi de buydu…

Gözlemlerimin iyi olduğunu söylerler…İnsan insanı gözlerinden tanıyabilir mi? Belki. “Biz birbirimizi gözlerimizden tanırız” muhakkak.Ama bu gözler ne kadar kıyıcı.Ustalıkla işliyorlar rollerini, çekicin örsü dövdüğü gibi dövüyorlar hayatı…

Birisiyle tanışıyorum, ismi Sezgin…İlişkimiz bir merhaba ve anlamsız bir tebessümden öteye gitmiyor.Ama ben anlıyorum ki o gözlerde derin bir anlam gizli…

Yeni bir gün ve yine.

-Merhaba!

-Nasılsın,

-Saol iyiyim

-Sen nasılsın

-Karışık

Hepsi bu…Aradan birkaç dakika ya geçiyor ya geçmiyor, toprağı serpiştirip geçtiğimiz yerde bir tırmık boşta, Sezgin ayrılmak zorunda kalıyor…

Her günümüz böyle…Tam birbirimizi anlamaya çalıştığımız sırada mutlaka bir engel çıkıyor.Bazen birbirimizi hiç görmediğimiz günlerde oluyor, bazen yan yana olupta konuşamadığımız zamanlar…

Aradan uzun zaman geçti…Yemek sırasında Sezgin’e rastladım.İlk gördüğüm an tanıyamamıştım.Önümde, parkasının cebinde kitap olan biri vardı.Kitap meraklıları iyi bilirler, elinde, cebinde veya koltuğunun altında  kitap bulunan birini görseler , huzursuz olurlar böyleleri, kitabın ismini bilme veya kitap sahibiyle aralarında bir ünsiyet kurma telaşına düşerler.Benim ki de öyle bir şey.Önümdekinin Sezgin olduğunu anladığımda hemen kitabı sordum, Kafka’nın “dava” isimli kitabı.

-Okudun mu?

-Hayır okumadım

Hayatımı altüst etti bu kitap,Kafkaesk oldum galiba, dedi gülümseyerek.

Sonrasında bir dizi kitap, şiir muhabbeti…

-Sende bir şeyler olduğunu tahmin etmiştim.

-Ben de öyle…

İkimiz de susuyoruz bir süre…

Akşamları fırsat buldukça görüşüyoruz.Ben, doğudan aldığım mektupları gösteriyorum ona, etkilendiğini söylüyor…Bir dostumuz daha oluyor beraber.Onun görmediği, konuşmadığı  biri…Etrafta görebildiği bir çok insana rağmen, görülmeyen bir dost.O, şimdiye kadar burada bulunmakla hasıl olan amacın, kendisinde gerçekleştirildiğini söylüyor, kayıtsızlıkla.Ne kadar hissizleştiğinden bahsediyor, katılıyorum…Öfkeleniyor bir ara, sakinleştirmeye çalışıyorum.Bir şiir biliyorum diyorum ortamı yumuşatmak için.Anlamsız gözlerle bana bakıyor…Toparlıyor sonra…Şiiri, ölümü temenni eder gibi bekliyor…

Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta

Her şey naylondandı o kadar

Gülümsüyor…

Bak diyorum dostum, bugün de bitti neredeyse, güzel günler bizi bekliyor.

Biliyor musun diyor…Her gece yatağımdan gayriihtiyari kalkar, dışarı çıkarım….O kadar sessizdir ortalık ve o kadar insani…Hırpani yalnızlığımda bir yıldız seçerim kendime…Benim onu gördüğüm gibi, başka yerlerde  benzer birinin de onu seyretme olasılığı huzur verir bana…

Devam ediyor.

- Dostum, zamanın bizi yıpratmasına izin vermemeliyiz.

-Üzerimizde ki amaçlarını gerçekleştirmelerine izin vermemeliyiz.

Ayağa kalkıyor, yüzünde belli belirsiz bir tebessüm, elindeki gazeteyi rulo haline getirip, kılıç tutar gibi kavrıyor ve simetrik hareketler yapıyor…Kahkahalarla gülüyorum.Yaptığı her hamlede bir mısra söylüyor…

Pelteleşmiş beyninizde

-Ah!

Kirden parlayan bir kanepede yan gelip

Yatan semiz bir uşak gibi

Hayal kuran düşüncenizi

Birden imtina ile göğsünü tutuyor…

Kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim

Ve bir kahkaha…Ardından devam ediyor…

Dalga geçeceğim geberesiye küstah ve zehir dilli

Nihayetinde yorgun düşüp yanıma oturuyor.Parmağını havaya kaldırıp, ciddiyet dostum…Ciddiyet! Diyor.

İkimizde gülüyoruz….

Yoruma Kapalı.

Get Adobe Flash playerYapımcı wpburn.com WP themes