Genel

MAVRA-SEYİT KÖSE

artık kabına sığmıyor gülüşlerim
külhanbeyidir naradır mordur mosmordur konuşun
ses verin romalısından kaltak bir şehrin
balo bu mimlenir ayaklarında kus kusmuklar
bağrında tabiatzede bir ilim
mavradır silüsünden bir umman çıkar
kütükler karaya vurunca bir mum
sönmüş pelerininde neronun ordinaryus
denizde kum gökte şimşek çakar
yutar yutturur yutağında bir beyaz yılan
sokulur sinsi kelimeler otların arasından
denize düşer mavra

BİR FOTOGRAF KARESİ

Yıl 1917, Filistin topraklarının elden çıkmasına ramak kalmış. IV. Ordu birliklerinin birinde askerlerimiz sabah çorbalarını içiyor. Koca tasta ne olduğu belli değil. Kimi tahta, kimi metal kaşıklarını sallıyor. Dikkatli bakılırsa dokuz askerin beşi kaşıklarını uzatmış, dördü bekliyor. Bir husus daha dikkate çarpıyor: Yere kazılmış bir çukur ile yapılmış pratik bir masa, bir imkansızlık anında hazin bir buluş.

BÜYÜK DEFTER’DEN KESİT KESİT KESİTLER…

Anneanne bize:
-İtoğlu itler, diyor.
Kimileri:
-Cadının piçleri! Orospu çocukları! Diyorlar.
Kimileri de:
-Aptal. Serseri. Sümüklü. Eşek. Kirloş. Domuz yavrusu. Rezil. Aşağılık. Çürümüş hayvan leşi. Küçük boklar. Katil tohumu. İpten kazıktan kurtulmuş.

Bu sözleri duyunca yüzümüz kızarıyor, kulaklarımız çınlıyor, gözlerimiz batıyor, dizlerimiz titriyor.

Artık ne kızarmak ne de titremek istiyoruz, küfürlere, bizi yaralayan sözlere alışmalıyız.

Mutfaktaki masanın başına karşılıklı oturuyoruz, göz göze, en dayanılmaz sözleri söylüyoruz. Yazının devamını oku. »

DELİKLİ ŞİİR-ORHAN VELİ

Orhan Veli’nin Delikli Şiir’i.Kendi el yazısı

HAVANA RÖPORTAJI-NAZIM HİKMET RAN


HAVANA RÖPORTAJI-NAZIM HİKMET RAN
Yükleyen buradakilerx. – BaÄ�ımsız web videoları.

BİR GÜNBATIMI DÜŞÜ-MATSUO HARAKUGE

Kadın taksiden indi. İnce ince atıştıran yağmurun altında kendisini beklemekte olan arkadaşına doğru yürüdü. Sarıldılar.

Odanın ortasında yere uzandı adam. Gözlerinin önüne karısının arkadaşını getirdi.
Yağmuru içeri girmek için camı tırmalayan küçük yaratıklarmış gibi hayallemekten kurtulamıyordu diğer yandan da.

Kadın iki eliyle tuttu kahve fincanını. Başı öne eğik, ıslak saçları yüzünü yarıyarıya kapatmıştı. Arkadaşı kocasını arayıp eve bir saat kadar gecikeceğini söyledi. “Utanç verici bir durum” dedi. Arkadaşı “Anlıyorum” dedi sadece.

Adam başka birini düşledi. Bu kez biraz daha ender hatırladığı biri idi bu kişi. Yağmur, Capek’in semenderleri gibi saldırıyordu hala. Adam acele etti.

“Gidiyor musun?” diye sordu. “İstersen biz de kal bu gece. Telefon açıp bir işimiz olduğunu söylersin.” Tereddüt içindeydi kadın. “Hayır, gitmem gerek. Çok teşekkür ederim yine de.” Ayrıldılar. Kadın yavaş adımlarla kaldırımdan indi ve karşıya geçip gelen taksiye el kaldırdı. Yazının devamını oku. »

BAD-I SABA-HALİL ÖZ

 

Bad-ı saba dosttan haber getirse
Sakiler meclise gam keder sunar
Künc-i meyhanede meyler içilse
Hallaç huzurumda enel hak döner

Dostun cemalidir aklımı alan
Maşuktur aşığı çöllere salan
Hiçlik deryasında bu dünya yalan
Ömür sona erer dertlerin diner Yazının devamını oku. »